5 Temmuz 2010 Pazartesi

The End!

Hemen hemen 2.5 sene oluyor Saraybosna'ya geleli. İşte bu macera yaklaşık 10 gün sonra sona erecek çünkü bize yol göründü. Çok büyük hayallerle yılların düşünü gerçekleştirmeye geldim aslında buralara. Yuva, yurt, ev olarak içinde ömür boyu kalabileceğim yer diye düşünmüştüm gelirken. Olmadı! Belki de büyük hayaller, daha doğrusu toz toz pembe hayallerle işe başlamak hatalı olan. İçinde siyahlıklar, olumsuzluklar olacağını bilerek başlanmalı belki her işe. Kimbilir?! Lakin ben yine de bu kadarını tahmin edebilir miydim bilmiyorum. Her ne kadar hayal kırıklıkları ile ayrılsam da burdan biliyorum denemeliydim. Yoksa bir ömür aklımda kalacaktı. Yine de işte belki hayal olarak kalsa içimde daha güzel olacaktı. Erişilmez, tertemiz... Yine de toptan kesip atamam burayı ve buraya dair yaşananları. Bir çok güzellik de eşlik etti bunca sene bana, bize. Mesela eşimle ilk evimiz burda idi. Hep hatırlanacak bir hatıra. Güzel insanlar tanıdım sonra. Ve de eminim ki nereye gidersem gideyim hep buralardan bir şeyi hatırlayacağım olur olmaz zamanlarda. Temmuz başı sokaklara inen ıhlamur kokusunu mesela. Ya da Başçarşı-Ferhadiye arası yürüyüşlerini.. Saraybosna ile aramızdaki yeni ilişki 'özlem' olacak. Belki de daha iyi olacak.
...
Bunca zaman buradan fikirlerimi, haberleri bu blogdan takip edip zaman zaman da yorum yapan herkese teşekkürler. Sanırım bu, son yazı olacak buradan okuyacağınız. Hoşçakalın!

6 Haziran 2010 Pazar

Our Marriage is Two Years Old!

Today is the second year anniversary of our marriage. Maybe it is cliche to say it but the time goes so fast! Thanks to you my husband that you came into my life and you are together with me. Hoping for more beauties together with you...
...

Evliliğimizin 2. yıl dönümü bugün. Belki klişe olacak ama nasıl da hızlı geçiyor vakit! İyi ki hayatıma çıkıp geldin güzel insan, iyi ki varsın! Nice güzelliklere inşallah...
...
İki yıl öncesinin hatırasına binaen kendi hazırladığımız e-davetiyeyi ekledim aşağıya. Hoş, değil mi? :)

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Bu Böyle Gitmez!

Sizlere bugün başıma gelen ama yalnızca benim başıma gelmeyen yaygın bir Saraybona (ve belki de Bosna) probleminden bahsedeceğim. Şehir boyunca uzanan tramvay hattı, buranın sakinlerince ve bendenizce en çok kullanılan ulaşım hattıdır. Her yerde olduğu gibi biletle binilir. Kanaatim odur ki uzunca yıllar Bosna sakinleri biletle binme alışkanlığından uzaklaşmışlar ve gişeler dahi olmadığından fark edilmemişlerdir. İşte şimdilerde bu handikapı önlemek için hemen her durak başı 3-5 kişi ile tramvaya girip sizi didik didik eden tramvay görevlileri ortaya çıkmıştır. Düşünce olarak güzel olan bu fikir uygulama yüksek derecede sömürülere yol açmaktadır. Bugün itibariyle evim civarından bir arkadaş ile Başçarşı'ya doğru tramvaya bindik. Biletlerimizi makineye okutup sakince oturduk. Sonra ara bir durakta inip alış-veriş mahallinde dolaştıktan sonra yeni biletler alıp tekrar tramvaya bindik. Biner binmez de biletlerimizi okutmaya çalıştık. Arkadaşın denediği arka mahaldeki makine çalışmayınca o ilerledi öne doğru. Baktım aynı anda kontrol edenler girdi ve arkadaşla konuşmaya başladılar. Saflık bu ya yardım ediyorlar diye düşündüm. İş uzayınca ben de ilerledim onlara doğru. Ne konuştuğunu zorlukla anlayabildiğimiz adamlar ve de bir kadın görevli şunu demeye getiriyorlar; siz aslında bu duraktan binmediniz, çok önceden beri oturuyorsunuz çünkü biz sizi gözetliyorduk, bizi görünce bilet basmaya geldiniz vs. vs. Benim sinirler gerilmeye başladı. Dedim ki biz az önce bindik, şimdi de bileti okutmaya çalışıyoruz ama siz bunu önlüyorsunuz, bir de yalan söyleyip etrafımızı sarıyorsunuz onca kişinin önünde. İstiyorsanız gidin o bindiğimiz duraktan önce girdiğimiz dükkandakilere sorun orada olduğumuzu (isbatla anlayacaklarını düşünüyorum ya yine). Kimliklerimizi alıp apar topar indirdiler bizi sonra. İngilizce konuşan tek kişi bizimle konuşmayı reddetti. Söylediklerimizi de pek kale almadılar zaten. Polisi çağırırız, konsolosluğu ararız falan dediler (sanki adam öldürdük!). Bir tanesi birden 'haram' yapıyorsunuz demeye getirince bende şalterler attı. Benim ellerim biletle dolu, şu senedir bir durak bile biletsiz gitmemişim ve böyle bir ithamla yargılanıyorum ya içim cız etti. Baktım adamlar para istiyor, vermezsek çirkefleşecekler; cebimdeki son 24 km (yaklaşık 24 tl) yi 'haram olsun' deyip çekip verdim. Ama tüm günüm zehir oldu. İmdiii, sayın okuyucu, sana şu sonuçları çıkaracağım:
  • Saraybosna polis ve teftiş şahısları nereden para koparacaklarını bilemeyip son zamanlarda şehrin muhtelif yerlerinde kırmızı ışıktan karşıya geçen yahut biletsiz tramvaya binen (ve de özellikle yabancı olan) kişileri sömürmektedir. (Gerçi bizim durumumuzda biletli olmak da yetmedi ya!)
  • Bu tarz olaylar olduğunda kuzu bir millet olan Bosna halkı gerçeği bilse bile hep sessiz oturup seyretmektedir. (Bu özelliklerini sevmiyorum. Seni kesseler, kimse müdahele etmez!)
  • İşin kötüsü şudur ki bu tarz olaylar karşısında şikayet edilecek daha üst bir makam yoktur zira tramvay görevlisi 26 isterse polis 50 ister!

14 Nisan 2010 Çarşamba

Özetimsi

Öncelikle, düşünüyorum da sanatçılar, sporcular güruhu 25. ya da 50. sanat, spor yıllarını kutluyor ya ben de yakında gelecek olan 20. eğitim/öğrenim yılımın kutlanmasını istiyorum! Sonra nisanın ortası olmasına rağmen hala gelmeyen baharı , açmayan çiçekleri düşünüyorum. Pencereden hep yağmura bakıyorum, hep gri bir gökyüzü görüyorum. Kış bitmiştir diye kuru temizliğe verdiğim paltoma sarınıp gidiyorum hala okula. Ve de tabi ki aklım ucu bucağı gelmez resmi işlem karmaşalıklarına takılıyor. Geçen cumartesi bir minibüs dolusu insanla yine Metkoviç sınırlarına dayanışımızı hatırlıyorum. Bilmem kaçıncı kez gördüğüm yollarda vakit çabuk geçsin diye yahut yanımdakiler benimle pek konuşmasın diye ya da sadece okuma niyeti ile yanıma aldığım kitabımdan bir satır okuyup geri dönüş yolunda bizimle seyahat eden bagajdaki yarım kuzuyu koklayışımı hatırlıyorum. Bir de tabi akademik kariyerim geliyor gözlerimin önüne. Aynı anda yazmaya çalıştığım 2 konferans kağıdı ve tezimin ikinci bölümüne bakıp bakıp insanlık için hayırlara mı vesile oluyorsun yoksa tozlu raflara bir adet eser daha mı kazandırıyorsun diye soruyorum kendi kendime. Eşim beni teselli etmek için "bölümünden kaynaklanıyor belki de bu somut sonuç eksikliği" diyor. Möhendis adam işte, karnı tok sırtı pek diye düşünüyorum. Sahi nerden birden geldik biz bu ekonomiye? Emre Aydın'ı dinliyorum sonra televizyonda. Şöyle doğru düzgün iki kelam eden şarkıcımız var Allah'a şükür deyip ne diyor diye kulak kesiliyorum. Kağıt Evler koymuş yeni albümünün adını. Neden mi dendiğinde şöyle açıklıyor; unutmak çok emek isteyen bir süreç çünkü tam unuttum dediğin anlarda hiç yoktan bir şey seni gerisin geri döndürebiliyor. Kağıt ev yapmak da öyle. Zahmet verip yapmaya uğraştığın şey bir ufacık hatada yok olup gidiveriyor. Eyvallah! Elimde bir kitapla sofada oturuyorum bütün bu düşüncelerden uzak. Salinger okuyorum. Düşünüyorum da paranoyak, şizofren insanlar hep insanların kötülüğünden korkup çekiniyorlar da, bana hep iyilik ediliyor insanlar tarafından sanısıyla hasta olan birileri yok mu bu dünyada?
...
vs. vs.

18 Mart 2010 Perşembe

New Semester, New Campus

Our vacation is over since almost three weeks now and we started our new semester in our new IUS campus. There are both positive and negative sides of the new campus and I think the most negative side for us is that the location of it is quite far from our apartment now. Below, you can see the old and new buildings.

8 Şubat 2010 Pazartesi

Vacation Time!!!

After a long, painful and tiresome semester, it is finally the time for having some rest. Despite the knowledge that it will be not so warm there, we are going to Sweden today. Around 20 days will be spent there far from students, courses, thesis... Yey!

2 Şubat 2010 Salı

Saraybosna'da Ölüm İlanları


Türkiye genelinde ölüm ilanları sala ile yapılır bildiğim kadarı ile. Saraybosna'da, ve belki de tüm Bosna'da, ise ilginç bir gelenek bu konuda. Ölen kişiye ait bilgileri içeren bir belgeyi hem ölen kişinin bulunduğu apartmanın ya da evin dışına hem de işlek caddelerdeki direklere asıyorlar. Buraya kadar çok da garip değil belki ama işin ilginç yanı şu ki ilanın üzerindeki renk, kişinin dinine göre değişiyor. Yani mesela ölen kişi müslüman ise renk yeşil, katolik Hırvat ise mavi, ortodoks Sırp ise siyah renk oluyor. Boşnak tarihi aldığım hoca bu renk ve din ayrımları ile ilgili ilginç bir anektod aktarmıştı vakti zamanında: Tito'nun komunist Yugoslavyası çökünce gizli kapaklı ne kadar iş varsa belgelere döküp kitap yapılmış. Yani senin ailenden kimler gidip seni ispiyonladı vs. gibi bilgiler. Bunlar basılırken de müslümanlarınkini yeşil kapaklı, katoliklerinki mavi kapaklı, sırıplarınkini ise siyak kapalı basmışlar. Velhasıl-ı kelam din-renk ayrımı var baya hayatın içindeki yansımalarda. Yukarıdaki ölüm ilanı, bizim apartmanın kapısına asıldı bugün. Kötü ki bu kişi ile aynı yerde oturuyoruz demek ama kim olduğunu bile bilmiyorum. Belki de geçerkene selam verdik birbirimize. Ben bana sorulan 'kako si?' (nasılsın?) sorusuna yarım yamalak Boşnakçamla 'dobro, hvala' (iyiyim, teşekkürler!) dedim belki ama hatırlamıyorum maalesef. Ama yine de geçerken her gördüğümde Allah rahmet eylesin diyorum işte en azından.

10 Ocak 2010 Pazar

Again Metkovic!

Yes, our 3 month-period is over again and we needed to go out of the country and turn back again. The direction was Metkovic again. But this time it was much much better trip since there were more people who are in the same situation as us and the university arranges two mini buses for us. We just passed the border, had a coffee break in Metkovic and then turned back to Sarajevo. I do not like this procedure at all but hopefully it will be the last time we are doing it.
Bosnia and around it is quite rainy since last few days. Above is a photo where you can see the flood in the main street of Metkovic.And here is this "famous" border between Bosnia and Croatia. I forgot how many times I passed through it.

18 Aralık 2009 Cuma

Sarajevo, the white bride!

We have been wrapped by heavy snow since almost 1 week now. I wanted to share some photos taken around our neighborhood. The first photo below shows a person who supposed to be my husband... Somewhere under the snow :) And the second photo shows an object which supposed to be a car... Somewhere under the snow...


Actually, I started to think that it is a myth that Sweden is so cold (at least not all of it). Sarajevo is definitely the coldest place I have ever seen. Brrr...

13 Aralık 2009 Pazar

M. İslamoğlu ile Söyleşiden Arta Kalanlar

İslamoğlu'nun sohbetine iştirak etmek Bosna'ya nasipmiş! Aslında oldu baya ama ben ancak yazabiliyorum arta kalanları. Konu; Balkanlar ve İslam...
1) İslam Fetih Tasavvuru: Fetih, toprak almak ve güç elde etmek değildir. Fethin amacı, yürek kazanmaktır. (Bkz. Fetih ve Nasr sureleri)
2) Batı ile Karşılaşma: a. Endülüs b. Osmanlı c. Şimdi (karşılaşma adalet ve ahlak üzerinden artık)
3) Balkanlar ve İslam: Balkanlar'ın İslam ile bir şekilde hemhal olma yolları;
a. Sicilya'dan gelenler (İdrisi gibi) b. Kuzeyden gelen Türk kavimleri (Uzlar, Peçenekler vs.) c. Selçuklular (Sarı Saltuk örneğin. Bu Sarı Saltuğun hikayesi ilginç. Zira zaat-ı muhterem ölmeden önce kendisi için 11 tane tabut yaptırılmasını ve sadece 1 tanesine asıl cesedinin konmasını arzu ediyor. Tabutların hepsinin de ayrı yerlere gönderilmesini istiyor. Tabutların şu an itibariyle nerelerde olduğu tartışma konusu. Evliya Çelebi'ye göre tabutların olduğu bazı yerler şunlar; Edirne, Babadağ, Bulgaristan, Moskova, Lehistan, Bohemya, Bosna -önceki yaz bu bahsedilen tabutu görme imkanımız oldu. Hatta foto da koymuştum- veee İsveç!)
4) Bosna ve İslam: Bogomiller büyük bir etken, Osmanlı 'dan da evvel. Bu Bogomiller ilginç bir mevzu. Değişik inançları varmış; Meryem'i kutsal saymıyorlar, vaftizi kabul etmiyorlar, ruhbanlık yok, haçı reddediyorlar, İsa'nın çarmıha gerilişini reddediyorlar ve maniehistler. İşte bu tarz inançlarından dolayı Osmanlı bu topraklara geldiğinde İslam'a geçişin kolay olduğu belirtiliyor bazı tarihçilerce. Oryantalistlere göre ise Boşnakların İslam'a geçiş nedenleri şöyle; zulüm, cizyeden kaçınmak, dünyevi menfaat ve mevki, kilisenin yetersizliği. Bu tarz iddialar gerek Babuna gerek Malcolm ve gerekse de İmamovic'in Bosna tarihine dair kitaplarında sebepleri ile beraber reddediliyor. İslamoğlu'nun öne sürdüğü İslam'ı kabul gerekçeleri ise şöyle; sade tevhid akidesi, kilisenin zulmünden kaçma (Bogomillerin Vatkan tarafından reddedildiği ve soruşturmaya tabi tutulduğu biliniyor), feodallerden kaçma ve katolik-ortodoks çekişmesinden sıyrılma. Özellikle Saraybosna'daki milli müzede Bogomillere ait eski mezar taşları bulunuyor. Farklılıkları mezar taşlarından dahi gözlemlemek mümkün.

İşte sohbetin genelce özeti böyle idi. Üzgünüm ki İslamoğlu'nun o latif sohbet üslubunu yansıtamıyorum tamamiyle. Affola!

9 Kasım 2009 Pazartesi

Nacizane Paylaşım

Kitap Yurdu'ndan bir süre önce gelen kitaplardan en çok beklediğim, kavuştuğuma da en çok sevindiğim kitap Mustafa İslamoğlu'nun Hayat Kitabı Kuran adı ile yayınladığı Kuran meal-tefsiri idi. İşte bu eserden hoşuma giden bir kısmı paylaşmak istedim. Bakara 17. ayetin açıklamasına binaen şöyle bir not düşüyor üstad; Nur ile nar arası karşılaştırma... 1) Nur yakmadan aydınlatır, nar yakarak ve yanarak, tüketerek ve tükenerek aydınlatır. 2) Nur cevheri-özü aydınlatır, nar maddeyi-formu aydınlatır. 3) Nur içten aydınaltır, nar dıştan aydınlatır. 4) Nur tükenmeyen bir güç kaynağıdır, nar tükenen bir güç kaynağıdır. 5) Nur manevi ve latif olanı temsil eder, nar maddi ve kefis olanı temsil eder. 6) Nur'dan geriye nur kalır, nar'dan geriye kül kalır!
...
Rabbim nur yanılgısı ile nar'lara tutuşturmasın, nur'landırsın inşallah. Amin.

31 Ekim 2009 Cumartesi

Two Songs that I want to Introduce to You

One of them, probably most of you already know it, is Beyonce`s song called Halo. I have been listening it since few days and I could not stop myself to keep listening it again and again.

A nice part from its lyrics:
You are everything I need and more
It`s written all over your face
Baby I can feel your halo
Pray it won`t fade away!
...
The second one I would like to introduce you is more less known one I guess. As a general information, there is an idiosyncratic music type in Portugal called Fado. And one of the best practitioners of it is Amalia Rodrigues. One of her songs, that I also recognize from somewhere, is called Solidao. Here it is!

26 Ekim 2009 Pazartesi

Try of the trial of Karadzic

Radovan Karadzic, former Bosnian Serb leader, was arrested in Serbia last july after 13 years of run. The next address for him was a famous one for the other war criminals; The Hague. Today, it supposed to be his first trial but because of some excuses like getting ready for the judgment (as if this last 13 years were not enough), he did not appear in the court. Let`s see how long this will take. The process actually went similar for Milosevic, who, at the end died in the prison before getting his decision from the court. Bosnians wait this trial just because of getting a bit healing but nothing else. Of course, the biggest healing for them would occur if Karadzic made self critisim and said sorry from the Bosnian. But... There is something called `nefs`which causes people to think that they are doing the right, nothing but the right and even almost in all cases! Another thing I am thinking about all these situations is that despite there happened only one history here, the reflections of it are s different in the eyes of Bosnians, Serbs and Croats today. Just few kilometers from Sarajevo, in the territory of Serbian Republis, people think that what has happened to Bosnians is not so much, this was what they deserved etc. Is not it interesting? Is history so subjective?

20 Ekim 2009 Salı

Compulsory and Painful Trip to Metkovic (Croatia)

Our 'legal' three month period of staying in Sarajevo without residence permit is over again and we needed to go out this weekend. We decided to take train this time to the place which is so close to Bosnian border in Croatia. That was Metkovic which is a small town just after the Bosnian-Croatian border. These are not the best times to trip since the weather is not so good here. But... Our trip started at 6 am in the morning and it took 5 hours, with some delay, to arrive to Metkovic. There was interesting detail to share from the train trip that the train that we took was a Swedish donation to Bosnia. Well, we know now what Sweden does with their really old trains! Below photo is from inside of the train.After we arrived, we tried to buy tickets for returning but unfortunately the guy at the train station was not knowing any English and my poor Bosnian was not enough to express our wish. We just walked the whole city and searched for the bus station then. We could take the last bus in half an hour but we have thought that the guy was trying to cheat us since he asked so expensive ticket price. Then we turned back again to train station to buy train tickets which became the only way to turn back to Sarajevo. We could not explain us again but this time we found one young lady to make translation for us. The thing that the guy was trying to tell us was that we could buy the tickets inside the train! So hard sometimes not to understand the language. Ok, but we had 5 more hours to spend in this small city. It was cold, rainy and I was getting sick. We found a shopping mall and tried to stay in it long hours. I think we could see everything from this city. You can see the most important piaces from below photos; the upper one is from Neretva going through the city, and the below one is from a big church called Sv. Ivan.
In the evening we took train back and bought our tickets inside the train. However, it did not take long to face with another and big problem. When we entered to the Bosnian border, we have waited the police to check our passports and put stamp on them to pove later on that we actually entered into the country. Despite all search we could not find any policeman around the train station. The train waited us 15 minutes almost but we measurably accepted the situation by thinking that that would create a problem later on. Our 'nice' night did not end here. At Mostar, a big group of students and their teachers went inside the train. They continued almost all night to sing and talk and move and drink. I really became so tired and frustrated and sick. When we could arrive to Sarajevo at 11 pm, another surprise was waiting us; snow and rain! Do you also feel sometimes that God is really tring your patience and you start to wait that everything can happen actually. This trip was exactly like that. I have been sick since then and we have told that the police will decide tomorrow if they will accept our passports without having Bosnian entrance stamp or not. If they do not, we will probably go to Metkovic again on Thursday. Life is hard sometimes!

15 Ekim 2009 Perşembe

:((( Yine...

Diğerinin şokunu atlatamadan bir üzücü haber daha aldım bugün uzaklardan. Çocukluk arkadaşlarımdan birinin acı bir şekilde vefat ettiğini öğrendim. Tıpkı Faruk'un vefatındaki gibi cenazesine katılamayacağım bir devir nice güzellikleri paylaştığımız bu insanın. Üstelik bu defa daha bir hüzünlüyüm. Nasıl olmasın ki? Hani ufakken birbirine yakıştırılan çiftler olur ya o da öyleydi benim için. Hayat, garip işte bazen. İnsan içine yediremiyor bir de sevdiği bir insanın bu derece gazete 3. sayfası ölüm haberine. Bak ne yazmışlar senin ardından gazetelerde: "Kaza, bugün saat 10.00 sıralarında meydana geldi. İzmir’den Manisa yönüne giden Ali Semir (35) yönetimindeki 35 BFR 42 plakalı TIR, Manisa Batı Kışla Nizamiyesi önünde kontrolünü kaybederek Mimar Sinan Bulvarı’nda yol ortasındaki yeşil alan kaplı refüjü aşarak karşı şeride geçti. Bu sırada TIR’dan atladığı öne sürülen sürücü Ali Semir aracın altında kaldı. TIR üzerindeki boş konteyner de karşı yolda seyir halindeki Tayfun Cirbil’in (28) kullandığı motosikletin üzerine düştü. Kazada, TIR sürücüsü Ali Semir ile Manisa’da bir giyim mağazasında tezgahtar olarak çalışan motosiklet sürücüsü Tayfun Cirbil kaza yerinde hayatını kaybetti." Öyle oluyor işte, bir tır devriliyor, sen orda oluyorsun o sıra, sen ölüyorsun, adın mağazada çalışan tezgahtar oluyor, senin için delice koşuşturan anneni, 3 ay önce zorluklarla evlendiğin eşini, güzel çocukluğunu, zor gençliğini ve sınır karakolundaki askerliğini kimse bilmiyor. Allah gani gani rahmet eylesin bu güzel arkadaşıma! Kendim ve tüm sevdiklerim için de güzel bir ölüm diliyorum. Ölümün güzeli de olur mu demeyin, oluyor işte. Böyle arkadaşlar teker teker ayrılınca sahneden kendimi düşünüyorum ister istemez. Rabbim güzel işler etmeyi nasip eylesin ayrılıp gitmeden bu dünyadan.
...
Dönüp sana öğüt verirler
Dünya malı ile gözün boyarlar
Aşık öldü deyi salâ verirler
Ölen hayvan olur,
Aşıklar ölmez... (YUnus Emre)

12 Ekim 2009 Pazartesi

Snow, Kar, Snijeg, Snö...



Why are all these things about snow now? Yees, because, we got the first snow today here in Sarajevo. Now, I am sitting next to our window and watching the snow falling down rapidly and making everywhere white. First snow of the year makes me happy always, nice :) However, would not be bad if we got our heaters on also!

19 Eylül 2009 Cumartesi

Bayram Serif Mubarek Olsun!

After 1 month fasting period, now, it is time to celebrate it. My eids (bayramlar) have been experiencing different paths than my childhood times since long time. This eid will be a bit different also. I am in Sarajevo with my husband. We did not do something so special like baklava or something like that but I tried to make our home more beautiful than usual. (You can see our sofa below with new pillow covers on it, which I liked so much). Instead of relatives and friends we will have eid gathering in univeristy with other teachers.
...
You can wonder what this package is about. I got a big letter for eid (actually not for eid but it became like that). I ordered books from 'Kitap Yurdu' first time and I was quite wonderous when I could get it, if I could get it at all etc. etc. Yees, I got it just before the eid. I was so happy to get it with 6 books inside and 26 stamps on it :)
...
Hani Barış Manço söylerdi ya "Bugün bayram, erken kalkın çocuklar... giyelim en güzel elbiselerimizi..." O çocukluk heyecanları geride kaldı belki ve belki biz yarın erken kalkamayacağız ve de bayramlık cicilerimiz yok artık ama kalkıp şöyle güzel bir kahvaltı sofrası hazırlayıp birbirimizin bayramını tebrik edeceğiz inşallah. Tabi, yaşı benden küçük olan eşimin el öpme töreni de yeni bir tat bayramlarımda :)

16 Eylül 2009 Çarşamba

A Nice Documentary About Sarajevo

I saw this program called 'Veterans' on Aljazeera yesterday. It is about the siege of Sarajevo and the life after it. I wanted to share with you. The documentary has two parts by the way.



11 Eylül 2009 Cuma

Autumn, Höst, Sonbahar, I do not know how it is said in Bosnian :)

Another autumn in my life... I am happy to see another one with all these colorful leaves lying on the streets under the trees, a bit chilly weather and melancholy. I do not know why but I can get peace and comfort and happiness in this nice season easier than as I get in the other ones.
...
Mutluluk ya da huzur denen şeyin anlık bir şey olduğunu düşünmüşümdür hep. Hem de illa öyle büyük büyük anların içinde hissedilen değil ama birden öyle işte geliveren ufak şeylerden... Sonbaharda çok hissediyorum bunu. Akşam kanepede uzanırken hafifçe üşüyen bedenime bir battaniye atarken ya da içimi ısıtsın diye hazırladığım kahvenin kokusunu içime çekerken ya da balkonda öylece durup etrafı seyrederken yüzüme hafifçe değip geçen rüzgar ile öyle bir anda huzurlu hissediveriyorum. Gelecek ve geçmiş yok oluveriyor hafızamdan, öylece bir an sadece ben ve şimdi kalıveriyoruz huzurla, mutlulukla.
...
The poster that I put above the page is from one of my favorite autumn movies, Autumn in New York. I suggest you to see if you get a chance even only for nice pitoresques of New York streets, parks in autumn. Here is one of its bakground musics, Beautiful by Jennifer Paige.